13 Ocak 2013 Pazar

Kime Emanet


Hak Nebinin dilinde nifak sayılmış, emanete ihanet.
Tohum toprağa, yavru yuvaya
Yuva anaya emanet.

Şak şak olmuş toprak suya;
Su, buluta emanet.

Yusuf kuyuya,
Mısır Yusuf’a emanet.
Hak Nebi mağaraya,
Medine Hak Nebi’ye emanet.
İbrahim ateşe,
İsmail bıçağa emanet.
Ne bıçak, ne ateş, ne kuyu
Ne de mağara etmedi ihanet;
Asrın İbrahimleri sana emanet.
Arkadaş gel bir kor gibi yak sineni,
Çünkü hepsi Allah’a emanet !

İçine doğru derinleş,
Dibi görünmeyen bir kuyu ol,
Sakla Yusufları koynunda,
Yusuflar sana emanet…

Mağarada yılan olma!
Güvercin gibi vefalı,
Örümcek gibi tehlikelere perdedar ol.
Mağara gibi al Muhammedileri, al yedi genci,
Al bütün bir gençliği!

Hz. Sümeyra Hak Nebi’yi evlatlarına emanet etti,
Sakın ona bir şey olursa eve dönmeyin dedi,
Dönmeden emanete sahip çıkmayacaklarını anlayınca,
Vazgeçtiler eve dönmekten.
Evlerinden çıkmayanlar neyin emanetçisi acaba!

Bilecik istasyonunda yaşlı ana,
Oğlunu cepheye uğurlarken ona;
Oğlum ! Babanı Dimetoka’da, dayını Şipka’da
Ağabeyini Çanakkale’de kaybettim.
Sen benim son yongamsın.
Sen de dönmezsen ben Allah’a emanet diyordu ve ilave ediyordu;
Git ! sen de git !
Minareler ezansız,
Camiler Kur’ansız kalacaksa Sen de git.
Ezan, vatan, Kuran kime, kime emanet?

Galiçya da, Şipkada, Dimotaka da kalanların evlatları kime emanet ?

Ben sağ dönseydim, uğrunda öldüğüm Kur’an-ı,
Canımdan çook sevdiğim islamı yavruma öğretirdim diyen,
Fakat şimdi mabed yüzü görmeyen şehit evlatları kime emanet ?

Cafer-i Tayyar şehit olmuştu,
Hak Nebi geldi,
Yetimlerin başını okşadı ve ağladı.
Baş okşayan kim, gözyaşı kime emanet?

Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken,
Vücudundan kanlı kurşunu çıkarıp,
‘Arkadaşım Memiş Şunu al!
Oğluma emanet et,
Ben sağ yaşadığım müddetçe vazifemi yaptım,
İnandığım mukaddesler uğruna can veriyorum,
Senden de bunun hakkını vermeni istiyorum’ dediğimi ilet.
Mukaddes kurşun kime emanet?

Sütçü imamım!
İki bacımızın yaşmağını aldılar diye
Maraş’ı kana buladın!
Senin şuurun kime,
Yaşmak kime emanet?

Şair Hazreti Amine’ye
-‘Ey Ebva’da yatan ölü
Bahçende açtı, dünyanın en güzel gülü’ derken                                                                                 
Bahçe kime, gül kime emanet ?

Bilaller, dem tutan bülbüller nerede?
Arkadaş gül de bülbül de,
Bağ da bahçıvan da,
Bıçak altındaki İsmailler,
Ateş içindeki İbrahimler,
Kuyudaki Yusuflar,
Şu gerideki isimsiz kümbet,
Bu ilerdeki ıssız mabet,
Unutma! Sakın unutma
Hepsi.
Sana emanet
Sana Emanet…
                             Harun Tokak

Sersefil yüreklerimize serzeniş


Dünya hırsı gözümüzü öyle bulandırmış ki;
Asıl zenginlikleri göremez olmuşuz.
Maddeye değer vermemiz nedeniyle,
Varlık peşinde koştururken,
Varlık nedenimizi unutmuşuz.

Gayemiz, sanki banka mevduatlarımızı katlayıp,
Katlarda yan yatıp,
Yatlarda keyif çatmak…

Adam kelimesi banknota yenik düşmüş,
Hırs bürümüş dört bir yanımızı
Ve kendimizden çalar olmuşuz.

Sahte dünyaların oyunculuğun da,
Başarımız tavan yapmış. 

Sorgulamadan uzak,
Objektiflikten kaçak sürdürüyoruz, sürünmelerimizi.

Ekmeğimize helal kavramı küsmüş,
Boncuk boncuk dökülmesi gereken alın teri,
“Ahmaklık” söylemine yenilmiş.

Adaletin kılıcı, şekil çizemez olmuş,
Ömür cengimiz de.

Dil, yalanla raks etmekten kurumuş kalmış.
Sevda; Sevgisizliğimizin inatlaşmasına karşı koyamaz olmuş.

Ummanların derinliğinden nasiplenmek yerine,
Minyatüre bel bağlamışız.
Ağlanacak halimize gülmüş,
Geçici arzulara ne de çok ağlamışız…

Aslımıza koyduğumuz mesafeler,
Neslimizi sefilleştirmiş.
Ve nefsimizin kiloları altında kalıp,
Kimliğimizi yitirmişiz.

Allah, helal, haram,
Bayrak, toprak vatan,
Baba, evlat, anam…
Ne kadar da umursamazız,
Ve ne kadar da rotasız kalmışız.

Zamanı iyi kullandığımız iddiasıyla,
Katili oluyoruz ömür takvimimizin.
Yarınlara ertelediklerimizi,
Eteklerimiz taşıyamaz oldu.

Renkli dünyalarda kullandığımız boyalar,
Soluk benizli insancıklar yaptı bizi.
Dizi, dizi dizildik;
Mayhoş, sarhoş, nahoş…

Dirilmek için koşturduğumuz kulvarlar,
Eğriliğimize tanık olmuş.
Su bizde susamış
Ve güneş üşümüş bizde.
Gece, rezilliğimizden bıkmış,
Sabaha kanat çırpmış.
Gündüzlerimiz kendinden kaçmış.

Meraksız, duyarsız, tatsız, tuzsuz bir silueti andırıyoruz,
Vallahi biz kimseyi değil, sırf kendimizi kandırıyoruz!

İsa EFE